kosmasaydim yazamazdim pdf
Kitap önerileri

Koşmasaydım Yazamazdım Kitap İncelemesi – Haruki Murakami

Koşmasaydım yazamazdım kitabının ismi oldukça ilgi çekici. Bu sıralar hem yazmaya, yazarlığa merak saldığımdan hem de korona virüs yüzünden evde daha çok vakit geçirdiğimden koşmasaydım yazamazdım kitabı oldukça ilgimi çekti. Sanki tam bu süreçte okumam gereken bir kitap gibi buluştuk kendisiyle.

Kitabı youtube’da paylaştığı instagram konuşmalarında tavsiye eden Hakan Akben’e de teşekkürlerimi sunayım kitap incelemesine geçmeden.
Oldukça ünlü bir roman yazarı olan Haruki Murakami’den bu denli bir koşu performası görmek beni inanılmaz büyüledi. 30’lu yaşlarında koşmaya başlayan yazarın bu tutkusunu ilerlemiş yaşına rağmen halen sürdürmesi (1949 doğumlu) takdire şayan gerçekten.

Haruki Murakami

Haruki Murakami’ye ufak bir parantez de açalım. Kyoto doğumlu ve 21. yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden. Pek çok ödülü var ve kitapları dünyada ellinin üzerinde dile çevrilmiş. Sanırım Kyoto’lu oluşu beni bir tık yazara yakın hissettirdi. Çünkü Konya’daki Kyoto Parkında az çay çorba içmedik 😀

Koşmasaydım Yazamazdım Özet Bilgiler

Koşmasaydım yazamazdım kitabının konusu kitabın yazarı Haruki Murakami’nin koşmaya başlangıç serüveni ve 2005 yılının yazı ile 2006 yılının sonbaharı arasında koşarken yaşadıkları koşu sonrasındaki deneyimleri ve koşu esnasındaki yaşadığı hisler.

Koşma derken öyle birkaç kilometre aklınıza gelmesin. Haruka Murakami baya maratonlar, ultra maratonlar hatta triatlonlar koşuyor. Hatta 100 km’lik bir ultra maraton koşusu var ki okurken insanın nefesi kesiliyor gerçekten. 11 saat süren bu ultra maratonu bitirmek nasıl bir duygudur acaba? Yazar hislerinden bahsediyor tabii ki ama o anı yaşamak nasıldır kim bilir? Yazarı ultra maraton da sarmıyor bir zaman sonra ve triatlona merak salıyor. Sen nasıl bir kralsın ya Haruki? 🙂

kosmasaydim yazamazdim
Koşmasaydım yazamazdım, kahve içmeseydim okuyamazdım 😛

Koşmaktan bir terapi olarak bahseden yazar, kendisini yaptığı koşular ile beslediğini, üretkenliğini bu şekilde sağladığını anlatıyor. Haruki Murakami’nin Koşmasaydım Yazamazdım kitabındaki hayat görüşü ve anlattıkları bende harika bir istek uyandırdı hem koşmaya hem de yazmaya dair. Umarım yaşlılığımızda Haruki’nin koşu ve yazı performansını yakalarız 🙂

Yazarın koşma rutini haftada 60 kilometre. Haftada 6 gün koşuyor ve 1 gün de dinleniyor. Ayda yaklaşık 250 km koşmak Haruki’nin ciddiye alarak koşmanın ölçüsü. Nasip et be 🙂
Koşmasaydım yazamazdım kitabı günlük şeklinde, yazarın bir iki senede yazdığı yazıların birleşiminden oluşuyor. Bölümler ayrı ayrı. Mesela “Atina’da Yaz Ortasında ilk 42 kilometremi Koşuyorum” veya “New York’ta Sonbahar” gibi.

Kitabın bir bölümünde yazar, koşarken çok zorlandığı anlarda ” Hayır. Bira düşünmeyi bir yana bırak. Güneşi kafandan çıakrıp at, rüzgarı da unut. Yazacağın makaleyi düşünme. Bilincini yalnızca ayaklarını birbiri ardınca ileri atmaya yoğunlaştır.

Kitabın 4. Bölüm başlığı çok çarpıcı: “Roman yazmak konusunda bildiklerimin çoğunu yollarda, sabahın erken saatlerinde koşarak öğrendim”

kosmasaydim yazamazdim kitap incelemesi
kosmasaydim yazamazdim kitap incelemesi

Koşmasaydım Yazamazdım Alıntılar

Kitapta en beğendiğim, altını çizdiğim yerlere geçelim, ben de bu kısımları bloguma geçirirken tekrar okumanın mutluluğunu yaşayayım 🙂
Kitabın önsözünde harika bir cümle var:

⦁ Pain is inevitable. Suffering is optional. Yanii, “Acı kaçınılmazdır ama acı çekmek bir seçim meselesidir (ve size bağlıdır).” Sözgelimi, koşarken, “Off başaramayacağım. Artık işim bitti!” diye düşünecek olursanız “acı” kaçınılması zor bir gerçektir ama “işinin bitip bitmediğini” düşünmek kişinin kendi tasarrufundadır. Bu sözün amraton dediğimiz mücadelenin özünü yakaladığı kanısındayım.

⦁ Kendimi çok daha fazla yazacakmış gibi hissettiğimde, kararlı bir şekilde kalemi bir kenara bırakırım. Böyle yapınca ertesi günkü çalışmam daha rahat olur. Sürdürebilmek, ritmi kesmemektir. Uzun soluklu çalışmalar için bu önemli. Ritim bir kez belirlendikten sonra gerisi bir şekilde hallolur. Fakar çark belirli bir hızda dönmeye başlayana kadar, sürdürebilirlik üzerine iyice kafa yormak gerek.

⦁ Koşmak bugüne kadar olan yaşantımda, sonradan geliştirdiğim birçok yeteneğim arasında en fazla işime yarayanı ve çok büyük bir anlamı var. Dahası 20 yılı aşkın süreyle koşmaya devam etmiş biri olarak, bu sayede bedenim ve ruhumun çok daha iyi yönde geliştiğini söyleyebilirim.⦁ Ben elbette büyük bir koşucu değilim. Fakat bu hiç de önemli bir sorun değil. Dünkü kendimi biraz olsun geçebilmek; önemli olan işte bu.

⦁ Birileriyle bir şeyler yapmaktansa, tek başıma sessizce kitap okumayı, kendimi vererek müzik dinlemeyi severim. Tek başıma olduktan sonra yapacak bir şeyler bulmak konusunda sıkıntım yoktur. (Ya sen ben misin ya Harukilla? 🙂 bu cümle sonrasında da şu şekilde devam ediyor, ” Tek başına yaşamanın mümkün olmadığını, ki herkes gerçekte bunu onaylayacaktır, kendi deneyimlerimle öğrendim.(illa evleneceğiz yani:)

⦁ Koşmanın çok büyük avantajları vardır. Her şeyden önce, oyun arkadaşlarınızın yada karşınızda birilerinin olmasına gerek yoktur. Özel gereçlere, ekipmana da ihtiyaç yoktur. Kalkıp belli bir yere gitmeniz de gerekmez. Koşmaya uygun ayakkabılar ve doğru düzgün bir yol olduktan sonra aklınıza estiğinde gönlünüzce koşabilirsiniz.

⦁ Koşmaya ilk başladığım zamanlarda o kadar da uzun mesafeler koşamıyordum. 20 dakika, bilemediniz 30 dakika kadardı sanırım. Bu kadarda bile nefes nefese kalıyordum…Fakat uzun süre koştukça, bedenim koşmayı en uç sınırlarında kabul etmeye başlamış, bununla birlikte mesafe de yavaş yavaş artmıştı. Form diyebileceğim bir şey oluşmuş, soluk alıp veriş ritmim dengeye oturmuş, nabzım da sakinleşmişti. Hız ya da mesafe bir yana, olabildiğince ara vermeden koşabilecek şekilde her gün koşmayı birinci hedef haline getirmiştir.

kosmasaydim yazamazdim alinti
kosmasaydim yazamazdim alinti

⦁ Uzun süre koşmaya devam edince vücuttaki kasların yeri de tamamen değişiyor. Bilinçli olarak bir şeyler yapmadıkça doğal olarak kaslar güçten düşer, kemikler zayıflar.

⦁ Okullarda bizim öğrendiğimiz en önemli şey, en önemli şeylerin okullarda öğrenilmeyeceği gerçeğidir.

⦁ Bütüne bakıldığında antrenman sayısı düşmüş olsa bile üst üste 2 gün ara vermemek, koşu antremanı dönemindeki temel kuraldır.

⦁ Hergün koşmak benim için yaşam çizgisi gibiydi.

⦁ Koştuğum yerin, yaşadığım mekanın yakınlarında olması bile, şanslı olduğumu düşünmek için tek başına yeterli bir sebep.

⦁ Bir yazar için en önemli nitelikler deha, odaklanma gücü ve sürdürebilme gücüdür. Odaklanma ve sürdürebilme gücü, ne mutlu ki dehadan farklı olarak antrenman yoluyla sonradan edinilebilir ve nitelikleri yükseltilebilir. Her gün masanın başına geçip zihninizi tek bir noktaya odaklama antremanını sürdürecek olursanız, odaklanma gücünüz ve sürdürebilme gücünüz doğal bir parçanız haline geliverir.

⦁ Koşmanın, konuşma türünden şeyleri ezberleme eylemine uygun olduğunu sanıyorum. Ayaklarınız neredeyse bilinçsizce hareket ederken, sözcükleri sırasıyla kafanızın içine yerleştirirsiniz.
Yazar Haruki Murakami koşmasaydım yazamazdım kitabının altıncı bölümünde bir gün içinde tam 100 kilometre koştuğundan bahsediyor. İnanılmaz değil mi? Bunu nasıl yaptığını da koşarken içinden şu sözleri içinden sürekli geçirdiğini söylüyor: ” Ben insan değilim. Sadece bir makineyim. Makine olduğuma göre hiçbir şeyi hissetmeme gerek yok. Yalnızca ilerlemeliyim.” Murakami bu sözleri kafasının içinde mantra gibi defalarca tekrarladığını belirtiyor. ” Sonra kendi algıladığım dünyayı mümkün olduğunca dar sınırlar içine yerleştirmeye çalıştım. Görüş alanımda sadece 3 metre öteye kadar olan zemin vardı. Daha ilerisini bilemiyordum. Benim o anki dünyam, bulunduğum yerden 3 metre ilerisinde son buluyordu. Sonrasını düşünmeme gerek yoktu. Bulunduğum yerden 3 metre ilerisine kadar ayaklarımı taşımak. Yalnızca bu.”

Yaşlılık hakkında çok güzel bir cümlesi var Murakami’nin: ” Genç yaşta ölmekten kurtulan insanlar, bunun karşılığında kesin olarak yaşlanmak gibi minnet duyulacak bir hakka sahip oluyor. Bedenin antikalaşması onuruna sahip oluyorlar. Bu gerçeği kabullenip buna alışmak zorundayız.”

⦁ Önemli olan zamanla mücadele etmek değil, nasıl bir tatmin duygusu içerisinde 42 kilometreyi koşup bitirebileceğim, bundan ne ölçüde keyif alabileceğim.

⦁ Uzun mesafe yarışı, şu an bu satırları yazan beni (az ya da çok, iyi ya da kötü) eğitti ve şekillendirdi.

kosmasaydim yazamazdim eksi
kosmasaydim yazamazdim eksi

Haruki Murakami’nin 2005 yılının yazı ile 2006 yılının sonbaharı arasında yazmış olduğu Koşmasaydım Yazamazdım kitabı, herkese tavsiye edebileceğim özellikle de koşmaya meraklı, koşmaya niyetli en azından koşmak isteyen ama bir türlü başlayamayan kişilere tavsiye edebileceğim harika bir kitap. Bu kitabı okurken bir an önce bitse de koşmaya, jogging yapmaya başlasam düşüncelerine bürünüyorsunuz 🙂

Koşu Kitapları

Haruki Murakami’nin Koşmasaydım Yazamazdım kitabı dışında benim de okuma listemde olan koşu hakkında kitaplar da bulunuyor. Vakti olanlar ve ilgi duyanlar bu kitapları da okuyabilir:

  • Koşuyorum Öyleyse Varım – Taner Damcı 
  • Bingo’nun Koşusu; James A.Levine;
  • Koşmak İstiyorum; Wendelin Van Draanen
  • Koşmak İçin; Christopher McDougall
  • Koşucu; John L. Parker Jr.

Diğer kitap incelemeleri blog yazılarım ve kitap önerileri için linklere tıklayın

Karantina günlerinde hayatın anlamı konusu da tekrar gündeme geldi. Korona virüslü günlerde hayatın anlamını düşünecek bolca vaktimiz var artık. Bu konu hakkında yazmış olduğum blog yazısına da aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

Karantina Günleri #1: Korona Virüs sen mi büyüksün ben mi?!

Instagram’a da bekleriz: @macitilla

Ben Atilla. Hayatımı daha çok renklendirmenin ve çok daha hareketli bir yaşam sürmenin peşine düştüm. Bunun sonucunda da yaşadıklarımı aktarabileceğim bu blogu oluşturmaya karar verdim. Deneyimlerimi, hikayelerimi, anılarımı biriktirebileceğim bir hayat yaşamak istiyorum. Üniversite 3.sınıfta 2011 yılında work and travel programı ile Amerika’da başlayan gezme ve keşfetme serüveni, 2012-2014 yılları arasında geçen kpsskpdsydsaleskurumsınavlarımülakatlar yüzünden sekteye uğrasa da 2 yıllık bir molanın ardından tekrar yollarda olup seyahat eden, kendisini gezerken her şeyden soyutlanmış bir şekilde hisseden, musmutlu bir gezginilla. “Dünya bir kitap gibidir ve gezmeyenler onun sadece bir sayfasını okurlar” St. Augustine ne güzel söylemiş. Gezmeyle alakalı üzerine söylenecek başka bir cümle olduğunu düşünmüyorum. “Kaybolduğu zaman asla ama asla bulunamayacak tek şey vardır, o da hayattır.” O yüzden güzel yaşayalım, kaliteli yaşayalım, bol bol gezelim 🙂 Gezmedik yer bırakma!

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: